30 Kasım 2009 Pazartesi

30 Kasım

Filmlerle ilgili yapılması gereken birçok iş olduğundan hazırlıkları sıkıştığı ; ayrıca HOMOFOBİ VE TRANSFOBİ KARŞITI KAMPÜS BULUŞMALARI'yla çakıştığı için film haftasını ikinici dönemin başlangıcına kaydırmaya karar verdik


bir de "stencil" konusu var, daha önce toplantıya gelenler biliyorlar, RADAR dışından arkadaşlarımızdan da yardım istedik, bu hafta yapmak niyetindeyiz, yardım etmek isteyenlerin mail atmaları iyi olur... ["pamuk eller cebe" de yardım konuları arasındadır :) ]



bir de Ankara üniversitesi ve Bilkent'te de LGBTT TOPLULUĞU adıyla yeni kurulan gruplara çok sevindik, onu da buraya yazayım dedim. henüz blogları boş ama ziyaret edebilirsiniz:
önceden bü legato adıyla yürüyen Boğaziçi Üniversitesi'ndeki grupsa artık luBUnya adıyla devam ediyor:
diğer üniversitelerde de bu toplulukların oluşması dileğiyle...

26 Kasım 2009 Perşembe

Film Geceleri

İki gece bilimum abur cuburla bence çok da eğlenceli iki gece geçirdik. Tabu, Beyazatlı Prens Boşuna Gelme, Transgender Temelleri, C.r.a.z.y. , Breakfast on Pluto, Wedding Wars, Itty Bitty Titty Comitie, Yürüyoruz'u izledik hatırladığım kadarıyla, Hedwig'i de hızlıca geçtik.

Planımız şu:
1 günü; Tabu'nun kısa versiyonu, Transgender Temelleri, Yürüyoruz, BPBGelme gibi kısa filmlere ayırdık, 1.5saatlik bir gösterim oluyor toplamda. Başka 1 günü; C.R.A.Z.Y.'ye; başka bi günü Itty Bitty Titty Comitie'ye, başka bi günü muhtemelen Pembe Hayatım'a ayırdık. Daha izlemediğimiz çok film var, bu yüzden bayram sonrası tekrar toplanacağız.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Üzerine daha çok yoruma ihtiyaç duyduğumuz filmler

IMAGINE ME AND YOU: 90 dakikalık romantik komedi tadında sevimli bir aşk hikayesi.evli bir kadın eşcinselliğini keşfeder.film akıcı,mutlu son.(bende mevcut)

BETTER THAN CHOCOLATE: 100 dakikalık renkli ve akıcı birfilm.transfobi ve homofobi filmde vurucu bir şekilde yer alıyor,veeleştirisi de güzel yapılıyor.ama sevişme sahneleri konusunda çok daiyimser değilim,sevişme sahnelerinden rahatsız olduğum konusunda çokda emin değilim gerçi.bilemedim.(bende mevcut)








CELLULOID CLOSET: 100 dakikalık şahane bir belgesel.türkçeye çevrilmişadıyla : sakıncalı filmler dolabı.tarihten günümüze eşcinselliğinsinemada nasıl temsil edildiğini inceliyor.çok başarılı bence,amainternette türkçe altyazı bulamadım.filmin dili ingilizce ve beningilizce altyazıyla izledim.bende ingilizce altyazıyla mevcut.

BENT (1997) (104 dakika)nazi almanyasında toplama kampına gönderilen birbirine aşık ikieşcinselin hikayesinin üstünden yahudilere olduğu kadar eşcinsellerede sistematik işkence ve baskı uygulandığını anlatıyormuş.torino gey ve lezbiyen filmleri festivalinde en iyi film ödülünüalmış.bu bir arkadaş önerisi,bugün indirdim ama izlemedim.








HEDWIG AND THE ANGRY INCH:bu da bir öneri,güzel olduğunu duydum,bugün indirdim ve izlemedim.










BEFORE NIGHT FALLS:bu da bir öneri,birazdan indiricem,halihazırda birilerinde varsa ses ederse sevinirim.

FUCKING AMAL (SHOW ME LOVE) (1998-isveç) (90 dakika)


 "az bilinen ya da bulunması zor bir film olduğunu sanmıyorum ama film gösterimi dendiğinde aklıma ilk gelen filmlerden biri oldu.çok sevimlive akıcı bir film.karakterlerin dönüşümünü göz önüne alınca da işeyarayabilir olduğunu düşündüm.agnes aynı lisede okuyan elin'eaşıktır.agnes fazlasıyla içine kapalı biridir.filmin başlarında elinkendi dilimize çevirirsek erkeklerin "kaşar" tabir ettiği hatta belkiaptal sarışın bile diyebilecekleri bir karakter çiziyor.film akarkenelin'in geçirdiği dönüşümle ilgili ufak bir örnek:başlarda elin dışgörünümünü ve güzelliğini fazlaca önemseyen bir karakterken filminsonlarına doğru erkek arkadaşlarıyla kadınların tek yetenekleri iyimakyaj yapmak ve göze hoş görünmek olan oyuncak bebeklerolmadıklarıyla ilgili ciddi tartışmalara girer.elin ve agnes'inaralarındaki şeyin seyri belki şöyle özetlenebilir:agnes elin'eaçılır.elin kendisine açılır.agnes ve elin çevrelerine açılırlar.mutlu son." demiş Ece

BREAKFAST ON PLUTO (130 dakika)


"film gösterimi dendiğinde aklıma gelen ilk filmlerden buda.transeksüel patricia kedicik braden çocukluğundan itibaren yaşamhikayesini kendi ağzından anlatıyor.bence kendisi sinema tarihiningördüğü en absürd ve sevimli karakterlerden biri.onu izledikten sonrainsanlarda transfobinin t'sinin kalacağını zannetmiyorum(çok iyiniyetli de olabilirim tabii). film başından sonuna kadar çok akıcı veeğlenceli.oyunculuklar çok iyi,müzikler çok iyi.bence gösterim içinideal filmlerden biri,ama sanırım bu da çok bilinmeyen ve az bulunur film tanımına pek uymuyor." demiş Ece

ITTY BITTY TITTY COMMITTEE (90 dakika)


 "bunda da ana tema eşcinsellik değil,ama karakterlerin çoğunu tamamıfeminist olan eşcinsel kadınlar ve trans erkekler oluşturuyor.bufilmde de olumluya giden keskin bir dönüşüm geçiren bir kadın sözkonusu,hikaye onun üzerinden ilerliyor.kısaca konusu: bir estetikmerkezinde çalışan içine kapanık anna,tesadüf eseri bir gece ofisinincamekanlarını yazılayan("a woman is more than her parts") sadie'yletanışır.sadie C(I)A (clits in action) adında feminist bir yeraltıörgütünde yer almaktadır,anna'yı davet eder.C(I)A,eylemlerini "kadınlariçin yaşam alanları açmak ve onlara sistemle savaşmanın yollarınıöğretmek" olarak tanımlayan bir gruptur.sonrası,kadınların yaratıcıeylemleri,aşk üçgenleri beşgenleri,kavgaları ve güzel müzikler(müziklerin çoğu,90ların ilk yarısında patlak veren feminist kadınpunk gruplarının oluşturduğu riot grrrls akımı grupları) şeklindeözetlenebilir.C(I)A yi yaratırken guerilla girls adlı gruptan ilhamalmışlar.sinemasal açıdan öyle çok da matah bir film olduğunudüşünmüyorum ama eğlenceli ve insanı gaza getiren bir yanıvar.sadece,örgütün adından da anlaşılabileceği gibi kadınların bazıeylemleri okul gösterimi için çok cüretkar kaçabilir mi diye düşünüyorum. " demiş Ece

HIGH ART (1998) (102 dakika)


" ben bu filme bayılıyorum.ama birkaç şey var.mesela,lezbiyen kadınlarınhikayesini anlatıyor ama ana tema eşcinsellik değil.filmde birkaç ufakşey dışında homofobi örneğine rastlamıyoruz.filmdeki karakterleryaşamlarını eşcinselliklerini özgürce yaşayabilecekleri sterildenebilecek bir ortamda sürüyorlar.bu açıdan gösterim için çok idealbir seçim olmayabileceğini düşündüm.ayrıca karakterler mutsuz,film demutsuz bitiyor zaten,bu da çok iyi bir şey değil.ama şu da var;onların mutsuzluğunu yaratan şey eşcinsel olmaları değil,uyuşturucukullanıyor olmaları-ve belki iletişimsizlik.filmin yavaş bir temposu var,en başından sonuna kadar.karakterler çok güzelişlenmiş,oyunculuklar harika.cinsellik dozu iyi ayarlanmış,hatta benceşu ana kadar çekilenlerin içinde en güzel,en gerçek lezbiyen sevişmesahnelerinden birini barındırıyor.tempo yavaş ama sıkıcıdeğil,karakterlerden kaynaklı çok komik-trajikomik sahneleri de var." diyor Ece

kısaca konusu: syd erkek arkadaşıyla yaşayan,bir fotoğrafdergisinde editör asistanlığı yapan bir kadındır.tesadüf eseri üstkomşusunun uzun zamandır ortalarda görünmeyen yetenekli fotoğrafçılucy berliner olduğunu öğrenir.bu bilgiyi dergideki üstleriylepaylaşır ve onlar lucy den son işlerini onlara sunmasını ve derginin oayki kapağında yer almasını teklif ederler.lucy syd'i editörü olarakister.bu da birlikte sıkça vakit geçirmelerini gerektirir ve bundan nesydin erkek arkadaşı,ne de lucynin uyuşturucu bağımlısı kız arkadaşıgreta memnun olmazlar.

Onur Haftasında gösterilenler:

1)Esmeray; bir direniş öyküsü



2)Gacılar Çığlık Çığlığa / Screaming Queens

Onur Haftası’nın varlık sebebi olan o meşhur Stonewall İsyanı’ndan üç yıl önce, San Francisco’da Gene Compton’un Kafetetyası’nda başka bir isyan yaşandı. 1966 yılının sıcak bir yaz gecesi, bir grup trans-kadın ve fahişelik yapan eşcinsel erkek polis baskısına karşı tarihte bilinen ilk ayaklanmayı başlattılar. Bu karşı duruş ve direniş San Francisco’daki trans hareketi açısından büyük bir öneme sahiptir ve bugüne değin sürdürülen insan hakları mücadelesinin başlangıcını oluşturur. Susan Stryker’in Screaming Queens adlı filmi bugün pek adı geçmeyen bu olayı tüm ayrıntıları ve canlı tanıklıklar eşliğinde anlatmaktadır.

http://www.youtube.com/watch?v=rDefl11mCGk&feature=PlayList&p=86FD80E1940C9837&index=0



3)Almost Normal / Neredeyse Normal, 2005 90 dk.




Brad, 40'lı yaşlarında bir profesördür ve hayatından pek de memnun değildir. Bir aile toplantıları sırasında annesinden aldığı ters tepki nedeniyle, evden ayrıldıktan sonra geçirdiği trafik kazası sonucu, aslında özlemini duyduğu ve kendisinin çok “normal” olabileceği bir hayal dünyasında bulur kendini hem de 18 yaşında bir genç olarak. Bu dünya eşcinselliği sıradan ve “normal” karşılarken, heteroseksüelliği yanlış olarak kabul etmektedir. Kendi gençliğini bu sefer çok daha faklı bir düzende fakat aynı kişilerle ve yerlerde geçirecektir. Bu yeni dünyada Brad'in yapacakları aslında kendi reel hayatında gösterebileceğinden çok daha fazla cesaret istemektedir.

http://www.youtube.com/watch?v=-gF9VpuXxpA

Tabu 30 dk. (Ful versiyon) kısa film

*"Ben bu filmi 4-5 dk. zannediyordum ama proje almış başını yürümüş. Belki bir lgbt filmi kapsamında değerlendirilemez ama ağzını açmanın “tabu” olduğu bizim okulda gösterilmesi çok iyi olur diye düşünüyorum." diyor Ecemen



Gençler “TABU” oynuyor. Kartlar da ise neler var derseniz: Faili Meçhul, İşkence, Klitorist, Ermeni Soykırımı, Travesti, Kürt Sorunu, Feminist, Eşcinsel, …

Yürüyoruz yaklaşık 50 dk. 2006 belgesel/film

Bursa Gökkuşağı Derneği hakkında “genel ahlak ” vs. yüzünden kapatılma davası açılınca, Bursa’da buna karşı bir yürüyüş düzenlenir. Bursa’nın “evliyalar kenti” olduğunu düşünen Bursasporlu taraftarlar daha yürüyüş planlanma aşamasındayken “Bursa’nın adını temizlemek” ve onu “ibneler”den ve “trolar”dan temizlemek için faliyetlere başlamıştır. Bursa Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Fevzinur Dündar’ ın gazeteler yoluyla verdiği “Onları yürütmeyeceğiz” tehdidine karşın LGBT Dernekleri, yerli ve yabancı aktivistler; 6 Ağustos günü toplanmış yürüyüş saatini bekliyorlardı…

Yaşanan linç girişimini ve korku dolu anları 3 saat bounca kamerası ile kaydeden Aykut Atasay bunları filme aktarıyor. Pınar Selek, Perihan Mağden gibi sosyolog, yazar ve araştırmacıların da değerlendirmelerinin olduğu belgeselde, homofobi ve transfobi irdeleniyor.

Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme 30 dk. belgesel/film

Lambdalı arkadaşlarnın çektiği, Türkiye’deki lezbiyen ve biseksüel kadınları görünür kılmayı hedefleyen bir film. Sanatta ve toplumda L-B kadınlara bakışı ve yok saymayı, görünmezliği irdeliyor.

C.R.A.Z.Y 127 dk. Film


*Çok bulunmayan bir film değil aslında ama çok bilindik de değil. Eğlenceli ve açılma sürecini de iyi yansıtıyor. Hikayenin akışı, müzikler vb. çok başarılı.

Bir yerde şöyle tanımlanmış:

“Her şeye rağmen babasına büyük bir hayranlık duyan ve ona yaranabilmek için hayatını uzunca bir süre yalanlar üzerine koyan Zach’in doğasıyla girdiği amansız mücadelenin, onu çıldırmanın eşiğine getirmesi üzerine bir film “C.R.A.Z.Y”.”

Duvarların Dili Olsa 2, Yapm yılı: 2000, 96 dk. film


*Lambdada Türkçe ve sansürlü olanı var.. bende İspanyolca alt yazılısı var. emrecana sorucam.


3 kısa filmden oluşuyor. 3 farklı kuşağı ard arda izliyoruz. İlk hikayede 1960 ların Amerika’sında yaşlı iki sevgilinin hikayesini izliyoruz. Bu ilk film özellikle “eşcinseller neden evlenebilmek istiyor?” sorusunu iyi cevaplıyor bence. İkinci hikaye 1970 ler de geçiyor. Bu hikayede o yıllardaki feminizmin bir eleştirisi niteliğinde. Feminist bir lezbiyen olan Linda , erkeksi bir kadın olan Amy’e (belki de trans; ucu açık bırakılmış..) aşık olunca arkadaşları tarafından tepki alır. Ve hikaye devam eder… 3. hikaye ise Amerikalılara biraz nerden nereye geldik demek için. Ellen la Sharon Stone çocuk sahibi olmaya çalışıyorlar; eğlenceli.

Bu seri sanırım farklı açılardan kadınların mücadelesinden kesitler sunmaya çalışan bir seri. İlk film de kürtajla ilgiliydi. Onu da tavsiye ederim. Ve iki filme de bulabildikleri her ünlüyü sıkıştırmışlar ; )

Paris is Burning ,71 dk. , 1990 belgesel/film


*Lambda da var, kontrol edilicek altyazı vb.
Çok eğlenceli bir belgesel/film. Daha önce yazılmış bir yazı, yeterli olur herhalde:


“Bir Balo Veriyoruz. Keşke Sen de Burada Olsaydın.

Paris is Burning, New York'da siyah ve hispanik drag queen'lerin düzenlediği baloları anlatan bir belgesel film. İstenen her şeyin giyilebildiği bu balolara katılanlar, tavır ve giyim-kuşamdaki hünerlerine göre bir jüri tarafından değerlendiriliyor. Biz de bu sırada pek çok yarışmacıyı yakından tanıyor ve aralarındaki dayanışmaya şahit oluruz. İçlerinden birinin diğerine dediği gibi: "Siyahsın, gay ve drag queen'sin. Yani üç yönden saldırıya uğruyorsun". Filmdeki kişiler, (maalesef) bu balolar dışında toplumda kabul görmeyen insanlar. Fakat orada herkes istediği her şey ve herkes olabiliyor. 1986 -1989 yıları arasında geçen ve geniş bir zaman dilimini yansıtan filmde, zamanla (bazıları oldukça trajik de olsa) nelerin değiştiğini görmek de mümkün.

Kulağa fazlasıyla depresif geliyor ama durum hiç de öyle değil. Aksine, filmdeki röportajların çoğu oldukça eğlenceli. Konuşmacılar genellikle durumlarını ince bir mizah duygusuyla değerlendiriyor ve bizlere de böyle aktarıyorlar. Çünkü toplumdaki yerlerinin farkındalar ve bunu (yapmaları gerektiği gibi) mizahi bir yolla kabul ediyorlar. Filmdeki karakterlerin tümü, farklı "anne"lerin etrafında toplanan ayrı ayrı evlerde yaşıyor ve herkes birbirine yardımcı olmaya özen gösteriyor. Filmdeki bu özgün toplu yaşam adeta büyüleyici.
1990 yılında vizyona giren Paris is Burning, oldukça tartışmalı bir film olmakla birlikte bir hit olmayı da başardı. Ancak, sayısız festivallerde En İyi Belgesel Film dalında birinci seçilmiş olmasına rağmen, asla Akademi Ödülleri'ne aday gösterilmedi. Bunun sebebi ise "siyah ve hispanik drag queen'lerin Akademi için önemli konular olmamasıydı. Sizce de çarpıcı değil mi? Homofobi ve ırkçılık bir arada.

Paris is Burning, değerini halen koruyan, başarılı bir "dönem filmi". Fakat New York için pek çok şey artık aynı değil. Filme konu olan balolar hala yapılıyor ama bizim izlediğimiz ruh maalesef artık yok. Ayrıca, drag olmak şimdi toplumda biraz daha fazla "kabul" görüyor ya da başka bir deyişle konumu açısında kötünün iyisi bir durumda. "Ev"ler de artık mevcut değil. Filmdeki karakterlerden ikisinin AIDS nedeniyle hayatını kaybettiğini biliyoruz ama diğerleri hakkında maalesef pek bir bilgimiz yok. İnsan merak ediyor: Şu an bu insanlar neredeler? Özellikle de 13 ve 15 yaşlarındaki o iki çocuğa ne oldu?


Paris is Burning, eğlenceli, etkisini bugün bile kaybetmemiş ve oldukça ilgi çekici bir film. Mutlaka görülmeli.”

Trailer: http://www.spout.com/films/Paris_is_Burning/26125/1767/trailers.aspx

18 Kasım 2009 Çarşamba

18 Kasım Toplantısı

Toplantı sonbaharın gazabına uğradı, -hasta olan arkadaşlara tekrar geçmiş olsun- toplam 5kişiydik (2 yeni katılımcı vardı). 7-11 Aralık İnsan Hakları Haftası'nda yapacağımız etkinlikleri, ön hazırlıklarını, iş bölümünü konuştuk... Ana başlıklar şöyle: (1) Sinema Klubüyle ortak yapılacak olan EBTT filmleri haftası, (2) Homofobi Karşıtı Kampüs Buluşmaları, (3) bunlarla ilgili ve bunlardan bağımsız afiş, sticker, logo çalışmaları.

Şimdi detaylar :)

(1) EBTT Filmleri Haftası:
a) 23 Kasım Pazartesi günü blogdan bazı filmler ve öneren kişilerin filmle ilgili verdikleri bilgiler yayınlanacak. Filmin bir fotoğrafını ve yazdığınız; ciddi, filmin çok genel bir özetini, şiddet- cinsellik vb. içerip içermediği ve yaklaşımı gibi bizim için önemli olacak birkaç bilgiyi içeren bir paragraflık bir yazıyı blogda belirtilen mail adresine atarak siz de katkıda bulunabilirsiniz. Yayınlanan filmlerin altlarına yorum yazmak da mümkün olacağı için önerilmiş olanlarla ilgili de fikir belirtebileceğiz.
b) Blogdaki önerilerden yola çıkarak sıraladığımız filmleri 24 Kasım Salı ve 25 Kasım Çarşamba günlerinde, kapanışından sonra Lambda'ya kapanıp börek, kek, meyve, mısır eşliğinde izleyeceğiz. Film gecesi yapıcaz yani, bekleriz ;)
c) 26 Kasım Perşembe, üzerinde ortaklaştığımız filmleri Film Klubü'ndeki arkadaşlarla görüşeceğiz.
d) Film gösterimlerinden önce ve sonra katılımcılardan gönüllü olanlardan anket doldurmasını rica etmeyi düşündük. Anketleri bayramda hazırlayacağım.
e) Harem'de 4 Kadın (1962 yapımı, ilk Türk EBTT filmi olabilir), Tabu (kısa film), Lambada (ilk gösterimi yapılacak/ kısa film), "R U Strai8?" (kısa video, Youtube meşhuru:)), God Hate Fags (kısa f.), Yürüyoruz (kısa, belgesel), Beyazatlı Prens Boşuna Gelme (belgesel), Trans Temelleri (kısa, bilgilendirme videosu) toplantı sırasında adı geçen filmler... Kısa filmleri bir güne toplamak ve her filmin ardından 10-15dakikalık tartışmalar yapmak önerildi.
f) Filmlerden önce; seçmediğimiz veya göstermemeyi uygun gördüğümüz filmlerin trailerlarını yayınlamayı düşündük

2) HKKB:
Kaos'ta bu konuyla ilgilenen arkadaşımıza işleri hızlandırmak için telefonla ulaştık, bugün gerekli bilgileri bize ulaştıracak, biz de dilekçeyi yazmaları için Edebiyat- Felsefe Klubü'ndeki arkadaşlara ulaştıracağız. Tarih saat kesinleşir kesinleşmez afişleme işi başlayacak. Okulda herhangi bi sebepten afişleme yapmak istemeyen arkadaşlarımızı okul dışındaki afişlemede görevlendirecek şekilde iş bölümü düşündük.

3) Afiş- Logo- Sticker
a)Görünürlüğü bir an önce, özellikle etkinliklerden önce arttırabilmek için sticker işine hız vermemiz gerekiyor, gönüllü olan herkesin daha önce belirlenmiş olan stickerların basılabilecek temiz birer kopyasını topluluğun -yukarıda da belirtilen- mail adresine atmaları rica olunur...
b) Kullanılacak logoların grafik ortama aktarılmasını bir arkadaşımız üstlendi, afişler da aynı şekilde halledilecek... Farklı şekilde kullanılmak üzere 2 logo ile (1) film haftasını duyuran, (2) HKKB panelini duyuran, (3) İnsan Hakları Haftası'nda insani haklarımızı aradığımızı bildiren üç farklı afiş hazırlanacak.
c) Tüm bunların basılması için "pamuk eller cebe" yapacağız elbette :)


Homofobi- Transfobi Radar'a yakalandı! :)

16 Kasım 2009 Pazartesi

Toplantı

Homofobi Karşıtı Kampüs Buluşmaları 'nın bir ayağını da İÜ'de düzenlemek için çalışıyoruz, bununla ilgili yapacağımız toplantı için 18 Kasım 2009 Çarşamba, saat 19.00'da Taksim Meydanı'ndaki tramvay durağında buluşalım.

Fikir üreterek veya afişleri daha çok yere asmamıza yardım ederek bile işbölümünün parçası olabilirsin, toplantıya bekliyoruz.

Gün: 18 Kasım 2009 Çarşamba
Saat: 19.00
Yer:Taksim Meydanı'ndaki tramvay durağı